“Körlük neyi anlatır” konusu son dönemde oldukça merak ediliyor. Biz de sizler için detaylı bir içerik hazırladık.
Körlük Neyi Anlatır? Görmeyen Gözlerden Çok Daha Fazlasını Anlatan Bir Hikâye
Körlük Neyi Anlatır? Sadece Görme Kaybını Değil, İnsanlığın Görmezden Geldiklerini Anlatır
Bazen insanın gözleri açık olur ama dünyayı kapalı bir perde arkasından izler. Sabah alarm çalar, telefon elimizde sosyal medyada birkaç dakika kayboluruz, kahvemizi içerken bir yandan hayatı sorgularız ama nedense yanımızdaki insanın yüzündeki yorgunluğu fark etmeyiz. İşte tam burada “Körlük neyi anlatır?” sorusu sadece bir romanın ya da bir hikâyenin konusu olmaktan çıkar, günlük hayatımızın ortasına oturur.
İnsan bazen görür ama anlamaz. Duyar ama dinlemez. Bilir ama umursamaz. José Saramago’nun unutulmaz eseri Körlük, aslında fiziksel bir görme kaybından çok daha büyük bir meseleye dokunur: İnsanların vicdanlarını, empati yeteneklerini ve toplumsal düzenlerini kaybetmesini anlatır.
Ben İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak bu konuyu düşününce kendimi biraz komik bir karakter gibi görüyorum. Çünkü dışarıdan bakınca arkadaş grubunun neşeli elemanı, sürekli espri yapan, ortamı hareketlendiren kişi benim. Ama eve geldiğimde bazen tavana bakıp “Acaba bugün kasiyere teşekkür ederken ses tonum fazla mı soğuktu?” diye düşünebilen biriyim.
Yani dışarıda kahkaha makinesi, içeride düşünce fabrikası. Beynim sanki mesai bitirmeyen bir çağrı merkezi gibi çalışıyor.
Körlük Neyi Anlatır? İnsanların İç Dünyasındaki Görme Kaybını
Körlük denildiğinde çoğu kişinin aklına ilk olarak fiziksel bir engel gelir. Ancak Saramago’nun anlatmak istediği körlük, gözlerin değil, insanlığın karanlığa düşmesidir.
Düşünün, bir sabah herkes beyaz bir körlük yaşamaya başlıyor. İnsanlar birbirini göremiyor. Başta büyük bir korku yaşanıyor ama asıl korkutucu olan bundan sonra ortaya çıkıyor: İnsanların davranışları değişiyor.
Çünkü toplumun üzerindeki ince düzen perdesi kalktığında, insanların gerçek yüzleri görünmeye başlıyor.
Normal hayatta sıraya giren, kurallara uyan, “ayıp olur” diye düşünen insanlar; kontrol mekanizmaları ortadan kalkınca bambaşka davranışlar sergileyebiliyor.
Bu bana İzmir’de otobüse binerken yaşadığım küçük olayları hatırlatıyor. Bazen otobüs doludur, yaşlı biri ayakta kalır. Herkes telefona bakar. Bir anda herkes çok yoğun bir araştırma yapıyormuş gibi davranır.
Telefon ekranında muhtemelen hayat değiştiren bir şey yoktur.
“Acaba bu kişinin paylaşımı yeni mi?” diye bakıyoruzdur.
Ama yanımızdaki insanın yorulduğunu görmeyiz.
İşte modern hayatın küçük körlükleri bunlardır.
Gözler Açıkken Görmemek: Günlük Hayatın Küçük Körlükleri
Aslında hepimizin kendi körlük alanları var.
Kimimiz sadece kendi sorunlarını görür, başkasının derdini fark etmez.
Kimimiz sürekli konuşur ama karşısındaki kişinin sözünü hiç duymaz.
Kimimiz başarı peşinde koşarken yanında yürüyen insanları unutur.
Benim de zaman zaman böyle anlarım oluyor. Arkadaşım mesaj atıyor:
“Bugün biraz kötüyüm.”
Ben klasik ben:
“Tamamdır, anlat. Bu arada sana hayatımla ilgili 15 dakikalık bir sunum yapacağım.”
Sonra beş dakika sonra fark ediyorum:
“Bir dakika, çocuk derdini anlatmaya çalışıyordu. Ben yine kendi hayatımın basın toplantısını yapmışım.”
İnsan olmak biraz da böyle garip bir şey. Kendimizi merkeze koymaya çok yatkınız. Dünya sanki bizim etrafımızda dönüyormuş gibi hissediyoruz.
Halbuki herkes kendi hikâyesinin başrolü.
Bunu fark etmek bile bir çeşit görme yeteneği kazanmak gibi.
Körlük Kitabının Anlattığı Asıl Şey: Medeniyet Ne Kadar Sağlam?
Körlük neyi anlatır sorusunun en güçlü cevaplarından biri de şudur: Medeniyet dediğimiz şeyin aslında ne kadar hassas bir denge üzerine kurulu olduğunu anlatır.
Günlük hayatımızda birçok şeyi normal kabul ederiz.
Marketlerin açık olması.
Sokakların güvenli olması.
İnsanların belli kurallara uyması.
Bunların hepsi görünmez bir anlaşmanın sonucudur.
Ama bu anlaşma bozulduğunda ne olur?
İnsanlar yalnızca hayatta kalma içgüdüsüyle hareket etmeye başladığında toplumun gerçek yüzü ortaya çıkar.
Bu noktada eser bize rahatsız edici bir soru sorar:
“İnsan gerçekten iyi olduğu için mi iyidir, yoksa düzen onu iyi davranmaya mı zorlar?”
Bu soruyu düşününce biraz huzursuz oluyorum.
Çünkü insan kendini genelde çok iyi tanıdığını düşünür.
“Ben asla böyle yapmam.”
“Ben kesin yardım ederim.”
“Ben farklı davranırım.”
Ama hayat bazen insanı hiç beklemediği durumlarla sınar.
Belki de kitabın en büyük mesajı budur: Kendimizi sandığımız kadar tanımıyor olabiliriz.
Komik Tarafıyla Bakınca: Hepimizin Biraz Kör Olduğu Anlar
Körlük gibi ağır bir konuyu mizahla düşünmek garip gelebilir ama bazen mizah, zor gerçekleri anlamanın en iyi yollarından biridir.
Mesela arkadaş grubunda herkesin yaşadığı klasik sahneler vardır.
Bir arkadaşımız:
“Kimse beni anlamıyor.”
der.
Sonra aynı kişi beş dakika boyunca herkesin sözünü keser.
Burada küçük bir körlük vardır.
Kendi davranışımızı dışarıdan görememek.
Ben de bundan muaf değilim.
Bazen odama bakıyorum.
Masada üç tane kahve bardağı var.
Bir köşede yarım kalmış kitap.
Sandalyede “bir kere giydim” kategorisine koyduğum ama aslında iki haftadır duran kıyafetler.
Sonra kendi kendime:
“Ben düzenli bir insanım.”
diyorum.
Beynim:
“Kanıt?”
Ben:
“İçimde düzen var.”
Beynim:
“Dış dünya farklı söylüyor.”
İşte insan bazen kendi gerçeklerine karşı bile kör olabiliyor.
Saramago’nun Dünyasından Bugünün Dünyasına
Körlük yıllar önce yazılmış olsa da anlattıkları bugün hâlâ çok tanıdık geliyor.
Çünkü teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, insanlar daha fazla bilgiye ulaşıyor ama buna rağmen birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz.
Binlerce insanın hayatına internet üzerinden tanık oluyoruz ama bazen aynı evde yaşadığımız kişinin nasıl hissettiğini bilmiyoruz.
Sosyal medya bize dünyanın her yerini gösteriyor ama bazen kendi iç dünyamızdaki boşluğu fark ettirmiyor.
Bu da modern çağın ilginç çelişkilerinden biri.
Daha fazla görüyoruz ama daha az fark ediyoruz.
Daha fazla konuşuyoruz ama daha az dinliyoruz.
Daha fazla bağlantımız var ama bazen daha yalnız hissediyoruz.
Körlük Neyi Anlatır? Empatiyi Kaybetmenin Tehlikesini
Bu eserin merkezinde aslında empati vardır.
Başkasının yerine kendini koyabilmek.
Bir insanın yaşadığı zorluğu küçümsememek.
Kendi rahatımız bozulacak diye başkasının ihtiyacını görmezden gelmemek.
Empati, insanın sahip olduğu en güçlü görme biçimlerinden biridir.
Çünkü bazen gözlerimizin göremediğini kalbimiz fark eder.
İzmir’de bir akşamüstü sahilde yürürken bunu sık sık düşünüyorum. Herkes kendi dünyasında.
Biri telefonda tartışıyor.
Biri sessizce denize bakıyor.
Biri arkadaşlarıyla gülüyor.
Dışarıdan baktığımızda herkesin hikâyesinin sadece küçük bir parçasını görüyoruz.
Belki de gerçek mesele şu:
Birbirimizin tamamını göremiyoruz ama yine de anlamaya çalışabiliriz.
Kendimize Bakmak: İçimizdeki Kör Noktaları Bulmak
Körlük neyi anlatır sorusuna verilecek en kişisel cevaplardan biri de insanın kendisiyle yüzleşmesidir.
Hepimizin kör noktaları vardır.
Kabul etmek istemediğimiz özelliklerimiz.
Fark etmediğimiz hatalarımız.
Değiştirmeyi ertelediğimiz alışkanlıklarımız.
Ama insan gelişmeye, ancak görmeye başladığında başlar.
Bazen bir arkadaşımızın söylediği küçük bir cümle bize ayna tutar.
Bazen bir kitap yıllardır fark etmediğimiz bir şeyi gösterir.
Bazen de gece yatağa uzanıp gün içinde yaptığımız küçük davranışları düşünürüz.
Benim gibi fazla düşünen insanlar için bu bazen biraz yorucu olabilir.
Çünkü beyin hemen eski kayıtları açar:
“2018 yılında söylediğin o cümleyi hatırlıyor musun?”
“Hayır.”
“Ben hatırlıyorum.”
Ama yine de bu düşünme hali bazen değerlidir. Çünkü insan kendini sorguladığında değişme fırsatı bulur.
Sonuç: Körlük Görmemek Değil, Görmek İstememektir
Körlük neyi anlatır diye sorulduğunda cevap aslında tek bir cümleye sığmaz. Bu eser; insan doğasını, toplum düzenini, bencilliği, dayanışmayı ve empatiyi anlatır.
En önemlisi de bize şunu hatırlatır:
Gerçek körlük gözlerin görmemesi değildir.
Gerçek körlük, karşımızdaki insanın acısını, ihtiyacını ve değerini fark etmemektir.
Belki hepimiz zaman zaman körleşiyoruz. Kendi sorunlarımıza, hedeflerimize, korkularımıza fazla odaklanıyoruz.
Ama önemli olan bunu fark edebilmek.
Çünkü insan ancak fark ettiği şeyi değiştirebilir.
Belki de hayatın en büyük amacı daha fazla görmek değil, daha doğru bakmayı öğrenmektir.
Ve bazen bunun için gözlerimizi değil, biraz da kalbimizi açmamız gerekir.
“Körlük neyi anlatır” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Kolaydna olarak daha fazlası için buradayız!